İklim kriziyle mücadelede en radikal önerilerden biri, dünya atmosferine doğrudan müdahale ederek sıcaklığı düşürmek; ancak bu fikir, laboratuvar ortamından çıkıp mühendislik aşamasına geldiğinde pek çok belirsizlik ortaya çıkıyor.
University of Chicago’da araştırma görevlisi olan Jim Franke, ofisindeki masada, dev kanatlarıyla alçak gövdesi olan bir insansız uçak taslağını gösteriyor. Bu uçak, ticari jetlerin uçtuğu irtifanın çok üzerindeki, yani yaklaşık 20 kilometre yüksekliğinde, stratosfere ulaşmayı hedefliyor. Bu irtifada havanın yoğunluğu yer seviyesinin yüzde 5’i kadar, bu da büyük kanatların uçak ve yükünü havada tutmasını sağlıyor. Uçak, yüksek irtifaya ulaştıktan sonra, birkaç kimyasal adım sonrasında güneş ışığını uzaya geri yansıtacak aerosol maddeler serbest bırakacak.
Franke, bu konseptin yakın vadede 20 kilometreye ulaşmanın en mantıklı yolu olduğunu savunuyor. Kendisi ve sınırlı sayıda bilim insanı, güneş jeo-mühendisliği olarak adlandırılan, iklim sistemine kasıtlı müdahale fikrinin mühendislik zorlukları üzerine çalışıyor. Bu yaklaşım, tarihsel volkanik patlamaların büyük miktarda kükürt dioksit ve benzeri bileşenleri stratosfere tahrip ederek küresel sıcaklığı düşürmesinden esinlenmiş. Son on yılda binlerce model çalışması, insan yapımı bir benzerinin hızlı ve etkili olacağını gösterse de, bu modeller gerçek dünya koşullarını tam olarak yakalayamıyor.
Temel sorunlar şunları içeriyor: yük taşıyabilecek ve gerekli irtifaya çıkabilecek uçakların hâlâ yok olması, serbest bırakılan maddelerin ince yansıtıcı aerosol haline gelmesi yerine topaklanıp düşmesi riski, seçilecek kimyasalın güvenliği, maliyeti ve etkinliği konusunda net bir görüş olmaması. Bu bilinmezliklerin artmasıyla, araştırmacılar bilgisayar simülasyonlarından çıkarak, somut tasarım ve mühendislik çalışmalarına yöneliyor. Yüksek irtifa uçaklarının geliştirilmesi, kimyasal formülasyon ve dağıtım sistemlerinin incelenmesi, etkilerin izlenebilmesi için izleme altyapısının kurulması gibi görevler, bir uygulama kampanyası öncesinde ele alınması gereken unsurlar haline geldi.
Jeo-mühendisliğin etik ve pratik yönü hâlâ tartışmalı. Sıcak hava dalgaları, seller, kuraklık ve kıtlık gibi felaketleri azaltarak milyonlarca yaşamı kurtarabileceği iddia edilse de, sistemik risklerin tahmininin imkânsız olduğu kaygısı da büyük. Eleştirmenler, bu alandaki araştırma ivmesinin bir gün birileri tarafından gerçeklemesi olasılığını artırdığını ve bunun küresel dengesizliklere yol açabileceğini belirtiyor. Maynooth Üniversitesi’nden iklim adaleti profesörü Jennie Stephens, yatırımın artmasıyla teknolojinin de yaygınlaşacağını ve bunun tehlikeli sonuçlar doğuracağını vurguluyor.
Diğer yandan savunucular, bir jeo-mühendislik programının nasıl işleyebileceğini detaylıca modelleyerek, olası fayda ve risklerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacağını savunuyor. Şu anki çalışmalar büyük ölçüde Chicago Üniversitesi’ndeki Climate Systems Engineering Initiative (CSEi) kapsamında yürütülüyor; bu merkez 2024’te tanınmış jeo-mühendis David Keith’in liderliğinde faaliyete geçti. Franke, önceden mühendislik geçmişi olan bir jeoloji doktoru olarak, mevcut belirsizlikleri gidermek amacıyla bir dizi proje ve iş birliğini yönetiyor. Odağında, bir jeo-mühendislik sürecinin pratikte nasıl gerçekleşeceğini gösteren uçak tasarımları yer alıyor.
Frank’e göre daha fazla bilgisayar simülasyonu, alandaki en büyük soru işaretlerini – özellikle “neler ters gidebilir?” sorusunu – yanıtlamaktan uzak. Bu yüzden model geliştirme yerine, gerçekte bir programın nasıl hayata geçirileceğini araştırmaya odaklanmak istiyor. Güneş jeo-mühendisliğinin düşük maliyetli ve kolay bir çözüm olduğu algısı, saha çalışmalarıyla çarpıcı bir şekilde sarsılıyor. Araştırmacılar; eksik araçlar, inşa edilmemiş altyapı ve yüksek belirsizlikler gibi engellerle karşı karşıya. Bu engeller bir programı tamamen durdurmasa da, erken aşamalara geçmek için zaman ve sermaye yatırımı gerekecek.
San Francisco merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan Reflective, bu eksikleri haritalamak için bilim insanlarıyla ortaklık kurdu. 2035’te bir ülke ya da bir grup ülkenin, Kuzey ve Güney Kutup bölgelerinde sınırlı bir ölçekte kükürt dioksit ya da hidrojen sülfür püskürterek, stratosferde hafif bir aerosol tabakası oluşturarak sıcaklığı yaklaşık 0,1 °C düşürmeyi hedefleyen bir senaryo tasarladı. Kutup bölgeleri, stratosferin 7 km’ye kadar alçaldığı noktalar olduğu için mevcut uçakların modifikasyonuyla bu yükler taşınabilir. Ancak bu da soğutmanın esasen kutup enlemlerinde hissedileceği anlamına geliyor; tropik bölgelerdeki sıcaklar, aerosolün ekvatora yayılmasını engelleyebilir. Dolayısıyla, daha adil bir küresel soğuma için ekvatora yakın rotalarda da operasyonlar planlanmalı. Reflective’ın veritabanı, bu tür bir “stratosferik aerosol enjeksiyonu” senaryosunun hayata geçmesi için hâlâ çok sayıda teknik ve lojistik adım gerektiğini gösteriyor.
Yorum Yap